Sırça Köşk – Kitap Özeti – Sabahattin Ali

Sırça Köşk kitap özeti, Sabahattin Ali kitap özetleri, kitap tavsiye, kitap öneri, Türk klasikleri özet, kitap listeleri

sırça köşk ne demek, sırça köşk konusu, sırça köşk özet, sırça köşk pdf, sırça köşk kaç sayfa, sırça köşk alıntı yorum, ana fikir, atasözü, analiz, anlamı, yorumlaması, kitap özetleri, sabahattin ali eserleri özet, türk edebiyatı klasikleri, sırça köşk oku, incelemesi
Sabahattin Ali Sırça Köşk Kitap Özeti

Sırça Köşk – Kitap Özeti – Sabahattin Ali

İş yapmaktan çok boş gezmeyi seven üç arkadaş, uzun bir yolculuktan sonra vardıkları tepeden aşağıdaki ovada uzanan şehre bakarlar.

Bu şehirde nasıl karşılanacakları kestiremez, garip garip şehre bakarlar.

İçlerinden birisi: “Gelin bu şehre bir sırça köşk yapalım, ömrümüzün sonuna kadar bolluk içinde yaşayalım” der.

Diğerleri bu sırça köşk nedir diye sorunca, durmayın yolda anlatırım diye yanıtlar. Yolda onlara şehirde nasıl davranmaları gerektiğini söyler.

İndikleri bu şehir o memleketin başşehridir. Bu memlekette insanlar çalışır, herkes elinden geldiğince işini yapar, başına buyruk, beyler gibi yaşar.

Tarlalarda dükkânlarda insanlar çalışır, kazanan kazanamayana destek olur, malını gerekirse başkasıyla değişir, efendisiz uşaksız ömrünün sonuna kadar bu şekilde yaşar.

Üç arkadaş şehre vardıklarında şehrin pazarıdır. Sokaklarda ekinler, yemişler, dokumalar, kumaşlar, demirler küme küme durmakta, alıcı ve verici aracısız iş görmektedir.

Bu üç ahbap aralarında anlaştıkları üzere sokaklarda yürür ve “Ne kadar da acayip memleket” diye söylenir.

Onlar sokaklarda böyle dolanırken nihayet birisi dayanamaz ve neye şaşırdıklarını sorar.

Bu üç ahbabın elebaşı “Yahu sizin memleketin sırça köşkü nerede?” diye sorar.

“Ne sırça köşkü?”

“Nasıl? Sizin sırça köşkünüz yok mu?”

“O da neymiş?”

Elebaşı yanındaki ahbaplarına dönerek: “Daha sırça köşkün ne olduğunu bilmiyorlar, böyle memlekette durulmaz, hemen yolumuza gidelim! “ der.

İyice meraklanan şehir halkı ahbapları bırakmamış tekrar sormuşlar: “Lüzumlu bir şeyse biz de yaparız, anlatın bakalım”.

“Lüzumlu ne demek? Sırça köşkü olmayan şehir, sırça köşke bağlanmayan memleket mi olur?”

Halk arasında konuştuktan sonra diğer şehirlerden neyimiz eksik biz de yapalım bu sırça köşkü der.

Üç yabancının elebaşı, sırça köşk yapmanın kolay olmadığını masrafı, işçiliği, malzeme istediğini söyler ardından bırakın bizi sırça köşkü olan memlekete gidelim diye ilave eder.

Halk bunun üzerine diretir, kimsenin memleketinden geri kalmayalım der ve hesap yapıp hemen işe başlarlar.

Üç ahbap sırça köşkün mimarlığını üzerine almış, halktan işçi, arabacı seçer. Şehrin en büyük meydanına kum taşınmaya başlanır.

Bir kısım da bu işte çalışanlara yiyecek, içecek, giyim eşyası tedarik eder. En sonunda camlar eritilir, sırça duvarlar yükselmeye başlar.

İlk kat tamam olunca üç ahbap oraya yerleşir ve halka: “İşte sırça köşk oldu demektir, şimdi bunu iyi muhafaza etmek gerekir, büyütmek gerekir, adam ayırın, yiyeceği içeceği attırın, aranızdan seçtiğiniz adamları dağıtın, biz her işinize bakarız.”

Halk artık bir sırça köşkleri olduğu için sevinir, yediğinden giydiğinden kesip sırça köşkte oturanlara ve onlara hizmet edenlere vermeye başlar.

Sonra sırça köşkten emir çıkar ve bir kat daha çıkılması gerektiği, çalışanlara ve hizmetlilerine dar geldiği söylenir.

İkinci kat da bitince, üç kafadar oraya işlerine yarayacak kimseleri seçip doldurur. Seçilenler de ekmek elden su gölden yaşamanın keyfini alınca kendi dostlarına sırça köşkün ne kadar lüzumlu olduğunu anlatmaya başlar.

Böyle böyle sırça köşk yükseldikçe yükselir, içi doldukça dolar. Sırça köşke giren ordan çıkmak istemez, dışarda kalanlar içerde bir yer kapmaya çalışır.

Sırça köşke ve oturanlarına bakmak bir zaman sonra halkın belini büker ve itirazlar yükselmeye başlar: “Sırça köşk lazım anladık ama bu kadar odaya bu kadar hazır yiyiciye ne gerek var?”

Üç ahbap, halkı her odanın ve her çalışanın gerekli olduğu konusunda ikna eder. Halkta ise sırça köşkte oturanları doyuracak takat kalmaz.

Sırça köşkün adamları zorla halkın elindekiler almaya başlar, itiraz edenleri ise sırça köşkün bodrumuna kapatır.

En son halkın elinden koyunlarını alırlar ve onlara büyük sıkıntılara katlanıp sırça köşk yaptıkları için koyunların kellelerini vereceklerini söylerler.

Kesilip, yüzülüp kebap yapılan koyunların kelleleri halka dağıtılır.

Halk koyunların beyinlerini, dillerini, gözlerini de aldıklarını fark eder, elebaşı ise balkondan onlara: “Siz beyni pişirmesini bilmez ziyan edersiniz”, “Dilin size lüzumu yok yemesini beceremezsiniz”, “Gözün nasıl kullanılacağını bilmezsiniz vazgeçin onda da” der.

Aralarından canından bezmiş birisi “Böyle başın da bana lüzumu yok” diyerek, boynuzundan tuttuğu kelleyi fırlatır. Hızla gidip sırça köşke çarpan kelle, şangır!.. diye koca bir gedik açar.

Halk her şeyden sağlam, yıkılmaz denen sırça köşke ellerindeki kelleleri fırlatır ve köşk tuzla buz olur.

Dünyada onsuz da yaşanabileceğini anlayan halk eski yaşantısına geri döner. İhtiyarlar ise ilerde torunlarına bu olayı nasihat eder: “Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayın, ama günü birinde kurulursa onun yıkılmaz bir şey olduğunu da sanmayın, en heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.”

diğer özetlerimizi de inceleyebilirsiniz!!

İnsan Ne İle Yaşar – Lev Tolstoy

Kızıl Veba – Jack London

Hayvan Çiftliği – George Orwell

Satranç – Stefan Zweig

Yorum Yazın