Kızıl Veba Kitap Özeti – Jack London – Kitap Özetleri

Kızıl Veba kitap özeti, Kızıl Veba konusu, Kızıl Veba Jack London, kitap özetleri

Kızıl Veba Kitap Özeti – Jack London – Kitap Özetleri
Kızıl Veba konusu, Kızıl Veba Jack London, kitap özetleri
post-apokaliptik kitap, felaket kitapları, salgın, pandemi, corona, koronavirüs, veba salgını kitap, roman özetleri, salgın romanı, the scarlet plague ekşi
Jack London Kızıl Veba Kitap Özeti

Kızıl Veba Kitap Özeti – Jack London

Jack London Kimdir?

1876 yılı San Francisco doğumlu, Amerikalı gazeteci ve roman yazarıdır. “Martin Eden” isimli otobiyografik eserinde bahsettiği gibi, oldukça fazla çaba harcayan London, 50’den fazla esere sahiptir.

Realizm (gerçekçilik) ve Amerikan doğalcılığı akımlarına mensup olup, yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen ilk Amerikalılardandır.

Demir Ökçe gibi kitaplarında da açıkça görülebileceği gibi sosyalist görüşü benimsemiştir.

Jack London 1916 yılında San Francisco’daki çiftliğinde hayatını kaybetmiştir.

Kızıl Veba Kitap Konusu

1912 senesinde London Magazine’de tefrika halinde yayınlanan Kızıl Veba, modern edebiyatta ilk post-apokaliptik eserlerden birisi olarak kabul edilir.

Bu romanda 2013 yılında patlak veren küresel bir salgın tarafından neredeyse insan ırkının tamamının yeryüzünden silinmesi ve sonrasında sağ kalan bir grup insan arasında ilkel hayatın geri dönüşü konu edilir.

Kurduğumuz uygarlığın, medeniyetlerin, devletlerin aslında ne kadar kırılgan olduğu, bir grup zengin azınlığın eleştirisiyle birlikte işlenir.

2019 yılında Çin’in Wuhan bölgesinde patlak veren Coronavirus pandemisi ile paralellik gösteren bu eserde, deneyimlemekte olduğumuz salgın durumu, izolasyon süreci ve önemi, nüfus yoğunluğunun salgındaki rolü, bu durumlarda insanların kapıldığı telaşı ve bencilliği gerçekçi bir şekilde işliyor.

Kızıl Veba Kitap Özeti

Eski tren yolunun geçtiği toprak set üzerinde epey yaşlı bir adam ve bir çocuk yürümektedir. İhtiyar adam geçirdiği hafif felç yüzünden ağır ilerlemektedir.

Kıyafetleri eski, pejmürde idi. En fazla 12 yaşlarında olan Edwin, bir elinde yay, sırtındaki torbada oklar taşımaktadır.

Yürürken çalılıklarda karşılaştıkları ayı sonrası, ihtiyar Grenser çocuğa San Francisco’da ayıların sadece kafes içinde olduğunu ve insanların onları görmek için para ödediğini söyler.

Oğlan cebinden çıkardığı parayı ihtiyara gösterince, Grensen ona bu paranın 2012’de üretilen son madeni paralardan olduğunu, çünkü 2013’te Kızıl Ölüm’ün geldiğini söyler. O günden bu güne 60 yıl geçmiştir ve o zamandan bu zamana hayatta kalan tek kişinin kendisi olduğunu anlatır.

Kumsala geldiklerinde diğer iki çocuk Hoo-Hoo ve Tavşan-Dudak ile birlikte yemek yerler, yemekleri midye ve yengeçtir.

Yemekte Grenser çocuklara 60 yıl önce bu kumsalın insanlarla dolu olduğunu, havada uçan araçları, yengeçle iyi giden mayonezin bile en son 60 yıl önce üretildiğini anlatır.

Konuşma esnasında aylak aylak kumu kazan Hoo-Hoo 3 iskelet bulur, ihtiyar onlara bu iskeletlerin kızıl vebadan ölenler olduğunu, insanların her yerde böyle ölüp kaldığını söyler.

Oğlanların kafataslarından dişleri söküp almaya başlamaları üzerine Grenser onların vahşi olduğunu, insan dişinin süs olarak kullanılma âdetinin başladığını, bir sonraki kuşakta kulak ve burunlarını delip kemikten ve kabuktan süsler takacaklarını söyler.

Tavşan-Dudak ihtiyardan kızıl ölümden bahsetmesini ister.

Çocuklar ihtiyarın konuşurken kullandığı kelimelerin bir kısmını anlamayıp ona kızsalar da hikâyeyi dinlemeye isteklidirler.

Grenser çocuklara San Francisco’da o zamanlar 4 milyon insan yaşadığını anlatmak için önce, on, yüz, bin, milyon, milyar şeklinde sayıları kum, çakıl, midye kabuğu, diş kullanarak anlatır.

2010 yılında dünya nüfusunun sayıma göre 8 milyar olduğunu 1800’ler ve 1900’lerde gıdaya erişmenin kolaylığıyla 2000’lere kadar nüfusun hızla arttığını anlatır.

Kendisinin salgın başında 27 yaşında olduğunu, San Francisco körfezinin diğer yakasında Berkeley’de oturduğunu ve bir İngiliz Edebiyatı profesörü olduğunu söyler.

Çocukların “üniversitede konuşup duruyordun etini kim avlıyordu, sütünü aldığın keçilerle kim ilgileniyordu?” sorularına yanıt veren ihtiyar sonrasında onlara mikrobun ne olduğunu mikroskopla nasıl incelendiğini anlatır.

87 yaşındaki ihtiyar, 2013 yılında ortaya çıkan salgından, bu salgının ilk haberini kablosuz iletişim araçlarıyla, New York’ta ortaya çıktığını öğrendiklerini, bu haberlere pek aldırış edilmediğini anlatır.

Hastalığa yakalanmış kişide kalp hızla çarpmaya başlıyor, vücut sıcaklığı artıyor, yüze ve vücuda kızıl ateş basıyor. Kızıl görünümle birlikte genellikle kasılmalar başlıyor, kasılmalar geçince topuktan başlayan bir uyuşukluk bacaklara, kalçalara ulaşıyor yukarı tırmanıp kalbe ulaştığında öldürüyor.

Laboratuvarlarda kızıl vebayla çalışan kahraman bilim insanları can veriyor, onların yerine başka bilim insanları çalışmaya devam ediyor. Mikrobun ilk kez Londra’da izole edilmesiyle haberler tüm dünyaya yayılır.

Kendi ders verdiği sınıfta Collbran isimli genç kızın, yüzü bir anda kızıla dönüştükten sonra 15 dk. içerisinde öldüğünü, ardından üniversitenin hızla boşaldığı, insanların aceleyle kaçıştığını anlatır.

Evine gittiğinde kâhya ve hizmetçinin kaçtığını, aşçının da kaçmak üzere olduğunu görür.

Büyük şehirlerde gömülmeyen cesetler yollarda uzanmakta, şehirlere gıda vs. taşıyan trenler durmuş, insanlar dükkânları ve depoları yağmalamakta, şehirleri terk etmektedir.

İhtiyar adam, torunlarına şehirde çıkan yangınları, kardeşiyle üniversitenin kimya fakültesi binasında yiyecek stoklarını da alıp barikat kurarak izole olmaya karar verdiklerini ancak kardeşinin bir gün sonra kırmızı bir suratla kapısında belirdikten sonra iki saat içinde öldüğünü anlatır.

Genel bir delilik halinde, türlü türlü suçlar işleniyor, insanlar soyulup öldürülüyor, dükkânlar yağmalanmaktadır.

Yangından kurtulup üniversite binasına ulaşmayı başarır, 60 kişi olarak planlanan sığınağa, her kişi yakınlarını, arkadaşlarını getirdiğinden 400 kişiyi geçerler.

Otomatik silahlarla korunan binaya bol miktarda erzak da depolanmıştır ve oluşturulan yiyecek komitesi bunları denetlemektedir.

Hasta olmayan yağmacıların, hasta olanları kovmasıyla üniversite binasına yaklaşan yağmacılar vurulur. Pencerenin altında hastalıktan ölen yağmacıların, patlamalarda kırılan camlardan içeriye hastalığı yaymaması için sağlık komitesinden gönüllü 2 kişi çıkar ve cesetleri kaldırdıktan sonra yanan şehre doğru uzaklaşır. 400 kişi için 2 kişi hayatını feda etmiştir.

Ancak grubun içinde bir bakıcı kız hastalık belirtisi gösterir ve binadan kapı dışarı edilir.

Binada hızla yayılan hastalık sonrası bina mezarlığa döner ve hayatta kalanlar yanlarına silah ve konserve alarak kaçar.

47 kişilik bu kadın ve çocuk ağırlıklı grup şehirden çıkıp kırsala ulaşmaya çalışır.

Grup içinde hastalıktan ölenler ve yağmacıların öldürdükleri ile sayıları 30’a iner.

Yürüyüşün ikinci gecesinde, Haywards’ın ötesinde kırsalın başladığı yerde kamp kurulmuştur. Sabaha sağ çıkan sayısı ise 11’dir.

Bir başka gün Niles’delerdir ve geriye 3 kişi kalmıştır. Uzun süreli yürüyüşlerden bitap düşüp derin bir uyku sonrası sabah uyandığında ise bir başına kaldığını fark eder.

Binaya sığınan 400 kişiden, yola çıkan 47 kişiden sadece kendisi sağ kalmıştır. Neden böyle olduğuna dair bir açıklaması yoktur, hastalığa yakalanmamış, bağışıklık kazanmıştı. Sağ kalan birkaç milyonda bir insandan birisiydi.

2 gün bir ağaçlığa sığınır ve güç toplar, sonrasında konserveleri ve yanındaki midilliyle yola devam eder. Tarla ve bostanlardan sebze meyve toplar, çiftliklerden yumurta alır, tavuk yakalar.

Hikâyesinin sonlarına yaklaşan Grenser iki köpeği ve midillisi ile Sierra Dağları’nda yer alan Yosemite Vadisi’ne ulaştığını, orada büyük otelde bulduğu imkânlarla 3 yıl kaldığını söyler.

Salgın üzerinden 3 yıl geçtiği için ve artık yalnızlığa katlanamadığı, aklını yitirecek gibi olduğu için yeniden yola koyulur.

Oakland şehrinden çok uzak olmayan Temescal Gölü’nde ilk defa canlı insanlara rastlar. Gördüğü duman, bebek ağlaması, diğer insanların varlığı gerçek dışı gibidir adeta.

El salladığı adam ona seslenir “Sen hangi cehennemden çıktın böyle?”

57 yıl önce Temescal Gölü kıyısında bu sözlerle ona seslenen Tavşan-Dudak’ın büyükbabasıdır.

Şoför denilen bu kaba saba adamın kurduğu kabileye de Şoför Kabilesi denilmektedir.

Şoförün kampında 3 hafta geçirir ve Contra Costa tepelerinden Carquinez Boğazı’na yürürken bir duman görüldüğü haberini alması üzerine, bu bilgiyle yola koyulur.

Eski tuğla fabrikasında 18 kişiden oluşan kampı bulur. Bu kampta Santa Rosa Kabilesi vardır, burada Bertha’yı eş olarak alır. Bertha Hoo-Hoo ve Edwin’in babaannesidir.

Kızları Vera ise Tavşan-Dudak’ın babasıyla evlenecektir.

İhtiyar, torunlarına son olarak buharın gücünü, alfabeyi, gördükleri şimşeklerdeki gizli gücü, barutun yeniden keşfedileceğini, insanların yeniden çoğalacağını, erkeklerin yeniden savaşacağını söyler.

Kızıl Veba – Kitaptan Notlar;

*İnsanlık, medeniyete giden yoldaki kanlı tırmanışına başlamadan evvel karanlığın ilkelliğine gitgide daha çok gömülmeye mahkûmdur.

*Yiyeceklerimizi temin eden kişilere özgür insanlar derdik. Bu bir espriydi. Bizler toprağa, makinelere, her şeye sahip egemen sınıftık. Yiyeceklerimizi getirenlerse bizim kölelerimizdi. Ellerindeki yiyeceklerin neredeyse hepsini alır onlara da birazcık bırakırdık ki çalışacak enerjileri olsun ve bize daha çok yiyecek getirsinler…

*Toprağı, denizi ve göğüyle gezegene hükmeden, kendini tanrılaştıran bizler, şimdi California bölgesinde suyolları boyunca ilkel bir yabanıllık içinde yaşıyoruz.

diğer kitap özetlerimiz de ilginizi çekebilir

İnsan Ne İle Yaşar Kitap Özeti

Satranç Kitap Özeti

Hayvan Çiftliği Kitap Özeti

İvan İlyiç’in Ölümü Kitap Özeti

Amok Koşucusu Kitap Özeti

Yorum Yazın